Mekanda sonsuzluğa uzanmak!

Topografyanın etkisinde, doğanın izinde, modern çizgileri ile fark yaratan binalar tasarlayan Mimar Alper Aytaç’ın İstanbul, Kartal’da bulunan, sonsuzluğa uzandığınızı hissedeceğiniz ofisine konuğuz.

Topografyanın etkisinde, doğanın izinde, modern çizgileri ile fark yaratan binalar tasarlayan Mimar Alper Aytaç’ın İstanbul, Kartal’da bulunan, sonsuzluğa uzandığınızı hissedeceğiniz ofisine konuğuz.

Alper Aytaç’ın babasının ve abisinin inşaat mühendisi olması, çocukluğunun inşaatlarda geçmesine ve binalara ilgi duymasına, annesinin de ressam olması sanata ve doğaya yakınlaşmasını sağlamış. 2004 yılında Amerika’daki eğitimini tamamlayarak Türkiye’ye döndükten sonra, Aytaç Mimarlık’ı kuran Alper Aytaç; mimarinin kalıplaşmış sınırlarını yırtarak ve ötesine geçerek kullanıcılar, objeler ve mekanların aralarında beklenmedik, farklı ilişkiler ve yoğunluklar yaratmayı hedefliyor.

Kalıplaşmış statik mekan olgusunu aktif ve dinamik hale getirebilmek amacıyla, ofisini laboratuvar misali süreç ağırlıklı dijital ve analog araçları kullanarak yönetiyor.

Alper Aytaç; mimarisi ile çok konuşulan Bodrum Hebil 157 konut projesi, Peter Eisenman ile ortak tasarladığı Yenikapı Transfer Noktası ve Arkeo-Park Alanı, inşası tamamlanmak üzere olan Apartman 18 projesi ve Çamlıca’da tasarladığı konut projeleri ile Türk mimarlığına farklı yaklaşımlar getiren bir mimar.

Tasarımlarını gördüğünüzde hissettiğiniz ilk şey mekanların akılcı çözümleri ile dinamik bir fonksiyonelliğin ön plana çıkması oluyor. Yapının içerisinde alanları o kadar akıllıca kullanıyor ki, mekanda her noktanın bir işlevi olduğunu görüyorsunuz. Kendi ofisi için tasarladığı kütüphane ve çalışma alanında bu işlevselliği gözlemleyebilirsiniz. Aytaç kendi ofisi içindeki bu tasarımında zoru seçerek, kütlesel olarak tek bir parça halinde bir modülü hayal etmiş. Aytaç’ın objeler ve mekanların aralarında beklenmedik, farklı ilişkiler ve yoğunluklar yaratmayı hedefi de kendi ofisinde de karşımıza çıkıyor. Ofis iki alandan oluşuyor. Kütüphane ile çalışma bölümü ve açık ofis şeklindeki stüdyo.

Stüdyoda tüm çalışanların bir arada olup, projeleri tasarladıkları, maketleri hazırladıkları bir açık alandan oluşuyor.

Kütüphane ile çalışma bölümü ise Alper Aytaç’ın tasarımda sınırları zorladığı bir mekana dönüşmüş. Mekan Osmanlı mimarisinden de, İtalyan mimarisinden de modernize edildiği izler taşıyor. Aytaç’ın esinlendiği tek alan geçmiş değil. Bunun yanında Issey Miyake’nin kumaştaki kıvrımlı, pilili tasarımlarından da etkilendiği söylenebilir. Ona ilham veren bu kıvrımlara doğadaki kanyonlar, nehir deltaları ve dağlar da eşlik etmiş olacak ki Aytaç’ın çalışması yekpare bir tasarımla vücut bulmuş.

Esin kaynakları bir tarafa, 35 metrekarelik bir alanın bu kadar birlik içerisinde, efektif kullanımı sonsuza giden bir yüzey gibi algılanıyor. Aytaç, yüzeyler ve kullanılabilir alan arasında hem ayrımı, hem de bir geçişi sağlamak üzere tasarlamış. Örneğin bir kitap rafı sıraya dönüşüp, ardından tekrar yere kadar çözülüp, duvarda ışık oyunları ile mekana boyut katan ve aydınlatan bir yapı elamanına dönüşebiliyor. Bu duvar tarafından yayılan sabit floresan aydınlatma ve odanın bir ucunda bulunan, yerden tavana kadar uzanan pencerelerden gelen, değişen açı ve yoğunluğa sahip doğal ışık ile birlikte tasarım kendisini değiştiriyor gibi gözüküyor. Mesela bazı yüzeyler sanki tamamen yokmuş gibi algılanabiliyor. Bu etki bir zamanlar boş bir kutu olan bu mekanı canlandırıyor ve mekana gelen ziyaretçileri karmaşıklık ve gariplik hissi çarpıyor. Aytaç’a göre ise bu mekan keşfedilmeyi bekleyen bilinmeyen bir bölge.