Türk Mimarlığının Övünç Kaynağı; Emre Arolat

Tasarladığı projelerle Türk mimarlığını uluslararası anlamda önem arz eden ödüllere boğan, Aga Khan Mimarlık Ödülleri’nin 2010 yılı finalistleri arasında yer alan ofislerinden birisi olan EAA – Emre Arolat Architects’in kurucu ortağı Emre Arolat, yoğun programına rağmen bizi kırmayıp bu ay konuğumuz oldu.
Home Art, Kasım 2010

Tasarladığı projelerle Türk mimarlığını uluslararası anlamda önem arz eden ödüllere boğan, Aga Khan Mimarlık Ödülleri’nin 2010 yılı finalistleri arasında yer alan ofislerinden birisi olan EAA – Emre Arolat Architects’in kurucu ortağı Emre Arolat, yoğun programına rağmen bizi kırmayıp bu ay konuğumuz oldu.
Home Art, Kasım 2010

Arkiv’in kapandığı süreçte yeniden açılması için büyük destek veren Emre Bey, güncel projelerini de arkiv.com.tr’de yayınlatma hassasiyeti göstererek arşivciliğin önünü açıyor. Ürettikleri projelerin çok konuşulmasının yanında, aldığı ödüllerle de sürekli gündemde olan EAA Ailesi’nin başarısının sırrını ve tasarıma bakış açılarını Emre Arolat’a sorduk.

EAA-Emre Arolat Architects’in son zamanlarda uluslararası alanda aldığı ödüller Türk Mimarlığı adına büyük övünç kaynağı oluyor. Bu ödüllerin arkasında yatan başarının sırrını sizden öğrenebilir miyiz? Biz EAA’da üslupçu bir yaklaşım yerine “durum” odaklı bir tasarım pratiğini sürdürmeyi ve bunu kendi iç potansiyelleri üzerinden geliştirmeyi deniyoruz. Her projenin, her özel durumun kendi sorunlarını tanımlamak, özel verilerini ayrıştırmak ve olabildiğince çok katmanlı bir tarifle özgülleşen durumun cevaplarını aramak üzerine kurulu bir pratik bu. Alışıldık mimari üslupları, bildik akımların motivasyonlarını ve tasarım alışkanlıklarını zaman zaman devreye sokuyoruz. Ama yine de bunlara kayda değer bir yatırım yapmıyor, her projenin kendi sorunlarını tariflemeye çalışıyoruz. Kuşkusuz bu bağlamda ortaya çıkan ürünleri birbirlerine yaklaştıran bazı özellikler var. Ancak biz bunların görüntüselliklerinden ziyade fikriyatıyla, zihinsel nitelikleriyle ilgileniyoruz. Kuşkusuz hiçbir projeyi tasarlarken herhangi bir ödüle yatırım yapmak az önce saydığım yönelimlerin arasında yer almıyor. Ancak özetlediğim genel bakış açısının ortaya çıkan ürünün niteliğini olumlu yönde etkilediği ve bu durumun da ödüllerin artması sonucunu getirdiği söylenebilir sanırım.

Geçtiğimiz yıl ülkemizde sıkça karşılaşmadığımız bir yöntemle yanınızda çalışan 2 genç mimarı ofisinize ortak yaptınız. EAA Ailesi’ni genişletme fikrine sizi iten ne oldu? Bu yeni oluşumunuzu daha da genişletmeyi düşünüyor musunuz?
EAA’da genç kuşak, hatta üniversiteden yeni mezun olan mimarlar bile tasarım sürecinde etkin birer özneye dönüşme şansına sahiptir. Bir kişinin çizerek ürettiği bir eskizin diğerleri tarafından detaylı bir projeye dönüştürülmesi konvansiyonundan ziyade, her projede oluşturulan tasarım gruplarının olabildiğince ayrıntılı bir analiz ve her ayrı durum için tek defaya özgü bir okuma yapmaları, daha sonra da çok katmanlı bir bağlamsallık üzerinden özgül bir sonuca ulaşmaları hedeflenir. Projenin daha sonraki aşamaları da yine aynı titizlik ve katılımcı bir yönelimle ortaya çıkartılır. Alışıldık yönetim piramidinin hayli dışında, daha amorf, elastik ve geçirgen bir ofis yapılanması bu. Öte yandan bu yapının gittikçe gelişmesi ve paylaşılabilir olduğunun ortaya çıkması bizi fazlasıyla umutlandırıyor. Bu sürecin bir önemli adımı olarak, Sezer Bahtiyar ve Kerem Piker de EAA’nın yeni ve genç ortakları arasına katıldılar yakın geçmişte. Yakın gelecek ise yeni katılımlara, yeni ortaklıklara gebe...

Onlarca projeyi aynı zamanda yürütmek tasarım yönünüzü etkiliyor mu?
Aynı anda birçok farklı projeyi bir arada yürütmeye çalışırken genellikle herhangi bir tasarıma başlamadan önce projenin inşa edileceği “yer”le olan karşılaşmadan medet umduğumu düşünüyorum. Kuşkusuz yer’i ve durum’u o ilk karşılaşmada yeteri derecede özgülleştirebilmek, ilk temasın sonuçlarını olabildiğince tortulandırmak her defasında mümkün olmuyor. Rafael Moneo’nun deyimiyle “yer’in fısıltısı” her zaman kolaylıkla işitilemeyebiliyor. O taktirde daha yaygın, daha akışkan ve daha homojen bir izlenimler silsilesini devreye sokmak, sabırla kovalamak ve o özgül an gelene dek düşünmekten, koklamaktan, sürtünmekten, dalmaktan, dokunmaktan ve hissetmekten yılmamak galiba yaptığım. Gelmesini beklemek yerine üzerine gitmek...